Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.
Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi.
Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir!
Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi.
Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu.
Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor!
Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi.
Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti:
“Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.”
Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS!
Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi.
Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.
TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem!
Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi.
Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi:
“Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar.
Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.”
Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi!
Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi.
Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir.
Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı







